(TR) Motivasyonum Sıfır! Diyenler İçin Nasıl Motive Oluruz? Motivasyon Gerçekten de Nedir?
Motivasyon nedir? Genel ve sıkıcı anlamda motivasyon, bir kişinin belli proje, hedef ya da sonuç karşısında ilgili ve iş üstünde kalabilmesi için gereken enerjidir.
Aslında bizi harekete geçiren şey, tepkiden ziyade daha uzun vadeli güdü.İlk motivasyon teorilerinden biri Sigmund Freud’a aittir. (evet yanlış duymadınız bildiğiniz Freud) Der ki; hedonik prensip ya da zevk prensibine göre, canlılar zevk veren şeyleri arayıp peşinden gider; acı ve rahatsızlık veren şeylerden de kaçınır.
Hayvanlarla yapılan deneylerde bu işlemsel şartlandırma işe yarar. Bir güvercin, düğme ve yemek içeren deneyleri biliyorsunuzdur. Belli tipteki ödül, bu ödülle ilişkili spesifik davranışı çoğaltır ya da azaltır. Odasını temizleyen çocuğa oyuncak ya da başka bir ödül verirseniz, yeniden yapmak isteyebilir. Sıkıcı bir görev sonunda verilen ödülle bir insanı motive ettiğinizi sanabilirsiniz….
Ama tabii ki o güzel beynimiz bu kadar basit değil.
Terfi almak için yöneticilerine katlananlar, bir şeyler öğrenebilmek için o sıkıcı kitapları okumak için sabır gösterenler, gitar çalarken elleri kanayanlar ama vazgeçmeyenler. Bunların hiçbiri o andaki hazzı içermez. Freud’a göre kaçınılması gereken şeylerdir. Ama gerçek hayat pek de öyle değil, değil mi?
Spor salonuna gidiyor musunuz? (ben gitmiyorum ama gidenleri gözlemleyebiliyorum:) Yoğun bir fiziksel aktivite var ve çok da çaba gerektiriyor. Anlık fiziksel zevkin ötesinde bir şey, acı var, çaba var ve zor. Tamam spor sonrasında beyin bu acıları bastırmak için endorfin salgılıyor fakat yine de Freudyen bir haz yok ortada ve insanlar bunu yine de yapıyor.
Mesela bu anlık hazzı ihtiyaçlar ile değiştirebilirsiniz. 1943 yılında biri daha böyle düşündü. Kim mi? Abraham Moslow.
Kendisini “ihtiyaçlar hiyerarşisi”nden bilirsiniz. Hani her yerde karşımıza çıkan, sunumlarda kullanılan o piramit. Tüm insanların yaşamak için belli şeylere ihtiyaç duyduğunu ve bunları elde etmek için motive olduklarını ileri sürdü.
[https://media-exp1.licdn.com/dms/image/C4E12AQFIW2jbII154w/article-inline_image-shrink_1000_1488/0?e=1603324800&v=beta&t=xTGu-PXteLVHxhFWiLgG2Mt4ulm8Wc9Y4nMgqCG0itI]Gizem, gayet güzel işte neyine karşısın dersen eğer, çok basitçe cevap veremem ama ben bu kadar kolay ve basamaklı olduğunu düşünmüyorum hayatın. Bir basamağı atlayıp diğerine geçerek daha mutlu olacağımıza da. Çünkü buna aykırı davranan bir çok kişi görüyoruz.
En alt seviyede yemek, içecek, hava gibi biyolojik gereksinimler var. Sonra güvenlikgeliyor; barınma, kişisel güvenlik, mali güvenlik gibi fiziksel zarar görmemizi engelleyen şeyler. Sonra aidiyet. İnsanlar sosyal canlılardır ve başkalarının onayına, desteğine, ilgisine yani en azından etkileşime ihtiyaç duyarlar.
Daha sonra “saygınlık” gelir. Buradaki anlamı sadece tanınma ya da beğenilme değil, başkaları tarafından bize duyulan ve kendimize karşı duyduğumuz saygıdır.
Ve geldik piramidin en tepesine…"Kendini gerçekleştirme”… Yani kişinin kendi potansiyeline erişmek için duyduğu arzu, motivasyon.
Bence kağıt üzerinde çok güzel duruyor ama son zamanlarda yaşadığımız olaylara baksanıza, hayatındaki anlamı arayan, bu piramide göre en üstteki bir insan patlayan bir bombayla hoppp piramidin en altına inebiliyor. Daha oradaki ihtiyaçları karşılanamazken, piramidin en üstünde olması onu motive etmiyor, hayır. Çünkü ne demiştik, beynimiz bu kadar düzenli ve organize değil.
Bu konuda yapılan araştırmalar başka bir yaklaşımı öneriyor: İçsel motivasyon vs Dışsal Motivasyon.
Evet, iş ilanlarında gördüğünüz “İçsel motivasyonu yüksek kişiler arıyoruz” maddesini açıklıyorum. Hazır mısınız?
Dışsal motivasyonlar başkaları tarafından elde edilir. Zevk almazsınız, sıkıcıdır, ödüllendirilirsiniz (maddi ya da manevi) ve yaparsınız.
İçsel motivasyonlar ise kendi kararlarımız ve arzularımız nedeniyle bir şeylere doğru güdülendiğimizde hissedilir.
1988 yılında Deci ve Ryan öz belirleme teorisini oluşturdular. Bu teori dışsal etkinin yokluğunda insanları ne motive ederi açıklıyordu, yani tamamen içseldi.
İnsanların; Otonomi (kontrolü), Yeterlilik (iyi olma), İlintililik (yaptıkları şeyler için tanınma) kavramlarını başarmak için motive olduğunu öne sürüyordu.
Hiç mikro yöneticilerle çalıştınız mı? (micromanagement: çalışanları çok yakından gözlemleyip kontrol eden, müdahale eden, ayrıntılara aşırı önem veren, kendisine sürekli danışılmasını isteyen yönetici)
Hani omzunuzun üzerinden eğilip de size en basit işleri bile nasıl yapmanız gerektiğini ayrıntılarıyla söyleyen biri…Tüm kontrolü elinizden alıp da yetersizmişsiniz gibi özgüveninizi yavaş yavaş azaltır hani. Tüm raporun bütünlüğüne değil de harflere ya da kelimelere takılır? Evet işte tam da onlardan bahsediyorum. Böyle kişilerle çalışmak kendi özbenliğimizi, özgüvenimizi ve özsaygımızı saptırıyor olabilir. Buna dikkat etmekte fayda var.
Bir diğer çalışma gösteriyor ki yaratıcı bir işin zevkli ve tatmin edici olduğuna kendi kendilerine karar verenler, ödül alanlardan daha fazla motivasyon hissediyor.
Anahtar kelime: karar vermek
Bu araştırma bize ne mi söylüyor? İnsanları görev karşılığında ödüllendirmek, onların motivasyonunu azaltabilir, fakat onlara daha fazla kontrol ya da otorite verirseniz bu motivasyonu arttırır.
Ooo o zaman CEO lar hiç motive değil:) İş dünyası bu fikri çok sevmiş zamanında zaten çalışanlara para değil de otonomi ve sorumluluk vererek onları motive edebiliriz demişler, bu yüzden bu kadar fazla sayıda title var, kademe var.
Fakat tabii ki bu kadar da basit değil. Bu kadar basit olsa hepimiz motive motive gezerdik değil mi?
Bir başka bakış açısı da şöyle: Özbenlik Çelişki Teorisi
Beynimizde çeşitli “ben” ler vardır.
“İdeal” ben: Hedeflerimden, eğilimlerimden ve önceliklerimden türeyen, olmak istediğim kişi.
“Gerekli” ben: İdeal beni gerçekleştirebilmek, başarabilmek için nasıl davranmam gerektiğini söyleyen kişi.
Her iki “ben” de motivasyon sağlar. İdeal ben, olumlu motivasyon sağlar ve beni ideallerime yaklaşmam için cesaretlendirir. Gerekli ben ise, ideallerimden uzaklaştıracak şeyleri yapmamı engeller, daha olumsuz ve kaçınmacı motivasyon sağlar. Pizza yerine salata ye der, hadi spora git der, kalk koş der, uyan der, çalış der, o kitap bitecek der.
Fakat tüm bunlar ışığında eğer kontrol bizde değilse, olaylar hakkında kontrolümüzü yeterince hissedemiyorsak motive olamayabiliriz.
Edilgen bir kurban gibi hissetmek zararlı olabilir, beyni öğrenilmiş çaresizliğe doğru itebilir. İnsanlar koşullarını değiştirebileceklerini düşünmezlerse, deneyecek motivasyona da sahip olmazlar. Herhangi bir şeyi yapma girişiminde bulunmazlar ve bu eylemsizlikleri nedeniyle de işler daha da kötüye gider. Bu durum iyimserliklerini ve motivasyonlarını daha da azaltır.
Alın size kısır döngü!
Bu döngü yetersizlik, değersizlik, karamsarlık ve sıfır motivasyonla sonuçlanır.
Motivasyonun beyinde tam olarak nereden kaynaklandığı hala net değil.
Beyin tamamlanmamış şeyleri sevmez, Zeigarnik Etkisiyle açıklamaya çalışmıştım bu yazımda [http://www.linkedin.com/pulse/neden-yar%C4%B1m-kalan-%C5%9Feyleri-daha-%C3%A7ok-hat%C4%B1rlar%C4%B1z-gizem-%C5%9Fahan]. Motive olmak için öncelikle neleri yarım bıraktığımıza bakmamız gerekir. Yarım kalan şeyler tamamlandıkça ve biz en azından ufak da olsa başarılı hissettikçe daha büyük adımları da planlamak için motive olabiliriz.
Beni sorarsanız sürekli değiştiriyorum kendi yöntemlerimi. Ailemle ve yeğenlerimle daha fazla vakit geçirerek, bazen tek başıma doğaya giderek, sevdiğim TED konuşmalarını izleyerek, dizi ya da film araları vererek, keyifli müzikler dinleyerek, okuyarak, yeni insanlarla konuşarak, yardım ederek, paylaşarak motivasyonumu korumaya çalışıyorum. Üreterek, yaratarak, çalışarak.
Peki siz nasılsınız, neler yapıyorsunuz motive edebilmek için kendinizi?
Paylaşırsak belki de yeni şeyler öğrenebiliriz birbirimizden. Paylaştığınız ve değer verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Sevgilerimle,
Gizem