Coverbild der Sendung Future of Work Coach

Future of Work Coach

Podcast von Gizem Sahan

Englisch

Business

Loslegen

Dann 4,99 € / Monat. Jederzeit kündbar.

  • 20 Stunden Hörbücher / Monat
  • Podcasts nur bei Podimo
  • Alle kostenlosen Podcasts

Mehr Future of Work Coach

Exploring what it means to be human for being ready for the future!

Alle Folgen

8 Folgen

Episode Bu Sabah Yataktan Neden Kalktın? (İKİGAİ) Cover

Bu Sabah Yataktan Neden Kalktın? (İKİGAİ)

Japonların çok sevdiğim bir kelimesi var: İKİGAİ Anlamı: Sabahları yataktan kalkma sebebin… Gerçekten de bu sabah yataktan kalkma amacın neydi? Kolay bir soruyla başlayayım dedim. Ama aslında pek de kolay değil sanırım. Biz büyüdükçe zaman daha hızlı geçiyor gibi geliyor. Hayat daha zorlaşıyor gibi geldiğinde aslında sadece daha hızlı akmaya başlıyor sanırım. O yüzden kendimiz ile ilgili bir şeyleri değiştirmek istiyorsak da onu ertelemekten vazgeçip yapmaya başlamak gerek. Günümüzde artık vakit nakit değil, nakit vakit ve o da geçiyor (maalesef)…Tik tak.. Herşeyi yapmak isteyip de hiç birşey yapamıyorsan eğer, belki de durup bir bakman gerek acaba ben gerçekten ne istiyorum diye? Ya da neyi yapabilirim? Neyi başarmak istiyorum? Hakikatten ben ne yapmak istiyorum? Kafan karışık mı biraz? Hala “Benim bir şeye yeteneğim yok ki, olsa da onunla para kazanamayacağımdan korkuyorum…” diyorsan eğer, evet kafanın biraz karışık olmasını anlayabiliyorum. Benim de karışıktı bir zamanlar. Hala da bazen karışabiliyor:) Ama bu gibi durumlarda hemen amacımı ve başarılarımı hatırlıyorum. Daha neler yapmak istediğimi… Neler başarmak…Ve hemen silkelenip kendime geliyorum. Yetenek deyince nedense keman çalmak, şarkı söylemek ya da resim yapmak geliyor insanın aklına. Oysa ki pek de öyle değil. Tabii ki sanatsal yetenekler ayrı ve çok özeniyorum onlara. Fakat bir insanı iyi dinleyebilmek, etkili konuşabilmek, yaratıcı düşünebilmek, problemleri hızlı çözebilmek de yetenek. Image for post [https://miro.medium.com/max/60/0*1A5FBojZNiA5eyN2?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/580/0*1A5FBojZNiA5eyN2]Eğer hayatında bir şeyleri değiştirmek konusunda zorlanıyorsan, yalnız değilsin. Çünkü konfor alanımızın dışına çıkmak istediğimizde 3 soru bizi aşağıya doğru çekiyor (maalesef)… 1. Yapabilir miyim? (Buna yeteneğim var mı?) 2. Yaparsam beğenilir mi? (Takdir edilir mi? İnsanlar ne der?) 3. Yeterince kaynağım var mı? (Para, güvence…) İşte bu sorulara verdiğimiz yanıtlar o şeyi yapıp yapmamamıza sebep oluyor. Bir nevi Sabotajcımız yani. Ama aslında o kadar da kötü değil çünkü onun sayesinde bu yazıları okuyabiliyorsunuz ve hayattasınız. Sabotajcınız sizi korur. Bazal metabolizmada yaşatmaya çalışır acı çekmemeniz için ama korur. Aynı Metallica’nın Sad But True şarkısında olduğu gibi. (O şarkıyı da dinlemeyeli çok olmuştu, blogumda bu yazıyı okurken dinlemek isterseniz işte hemen bu linkte [http://www.gizemsahan.com/#!Bu-Sabah-Yataktan-Neden-Kalkt%C4%B1n/c1srh/570dd4990cf20b4e25a404c8]:) Fakat tam da şu an bu sesleri en azından 3 dakika susturmanı rica ediyorum. Yapabilir misin? Image for post [https://miro.medium.com/max/60/0*m3AGDFKa9ngyncaQ?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/356/0*m3AGDFKa9ngyncaQ]Biliyorum başkalarının sana neyi yapıp yapmayacağını söylemesinden pek de hoşlanmıyorsun, ama eğer yeteneklerini geliştirmek istiyorsan biraz araştırman gerekecek. Var olan yeteneklerini geliştirirken belki henüz bilmediğin diğer yeteneklerini de araştırmak istemez misin? Hayır mı? Tamam o zaman:) Ben zorlamayı sevmiyorum insanları, bir şeyleri değiştirmek için gerçekten istek duymuyorsan üzgünüm ama sana yardımcı olamam ki ben. Oysa çok isterim bunu. Eğer istiyorsan ve hazırsan yeteneklerini nasıl geliştirebilirsin ve onları nasıl kullanabilirsin, elimden geldiğince paylaşmak isterim bugün. BİRİNCİ ADIM: YETENEKLERINI KEŞFETMEK Picasso’nun çizdiği bir resmi gören bir adam: “Fakat, bu balığa benzemiyor. “Picasso: “Zaten o balık değil, resim.” (Bir önceki podcastimde paylaşmıştım henüz dinlemediyseniz hemen dinleyebilirsiniz. İKİNCİ ADIM: YETENEKLERINI GELIŞTIRMEK 1. PRATIK YAP Image for post [https://miro.medium.com/max/60/0*sdXKcsLNxlFKNL2R?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/720/0*sdXKcsLNxlFKNL2R]Yetenek tabii ki önemli ama geliştirmezsen eğer körelmeye mahkum. Lamarck’ın kullanılmayan organlar körelir hipotezi yeteneklerimiz için de geçerli. Ne kadar yetenekli olursan ol, kendini geliştirmezsen istediğin kadar iyi olamayabilirsin. Ünlü flemenko gitaristi Paco de Lucia ölmeden önce bile her gün 8 saat gitar pratiği yapıyordu. Sence neden? Doğuştan çok yetenekli insanlar biliyorum uzun vadede başaramıyorlar çünkü pratik yapmalarına gerek yok sanıyorlar. (Bunlardan biri de bendim itiraf etmem gerekirse) Şu cümleyi yazana kadar… If you want to be a runner RUN, If you want to be a writer WRITE! Gizem Şahan Her gün belirli saat aralığını yeteneğim olduğunu düşündüğüm şeye ayırıyorum ve bunu da yapıyorum. Eğer yazmaya yeteneğin varsa, işe gitmeden önce ya da yatmadan önce yarım saatini ayır buna lütfen. Her sabah erken kalk ve yaz. Ya da akşam yarım saat geç yat. Eğer basketbol oynamaksa yeteneğin sahaya çık. Bir de en yeteneksiz olduğun alanları düşün lütfen. Hayatta bunu yapamam dediğin şeyleri hani. Onları da dene en azından bir süre. izle ve gör. Gerçekten de o kadar yeteneksiz misin, yoksa kendini buna mı inandırmışsın? 2. NEGATIFLIĞI BIR KENARA BIRAK Image for post [https://miro.medium.com/max/60/0*hfYryDftf9UGdai9?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/600/0*hfYryDftf9UGdai9]Yetenekli ya da değil, negatif düşünme kadar potansiyelini aşağı çeken başka bir şey daha yok. Bu bakış açınla ne kadar kolay başa çıkabilirsen, yeteneklerini keşfetmen ve geliştirmen o kadar kolay olacak. Çünkü sürekli kendinden şüphe ederek vakit kaybetmeyeceksin. Amaaan boşver deme lütfen. Kendinden özür dile, gelecekteki senden ve 5 yaşındaki halinden. Bugün şu an bir şey yapmıyorsan eğer, kendine haksızlık ettiğinin farkına var ve üzerinde çok düşünme. Özür dile ve işe koyul! Zaman geçiyor demiştik hatırlıyorsun değil mi? tik tak. Düşünce paternlerini izle. Negatif düşünmeyi farketmenin ilk yolu ne zaman hissettiğinin farkına varmaktır. Hemen not et böyle anları. Böyle anlarda kendin hakkında, olaylar hakkında, yeteneklerin hakkında nasıl düşünüyorsun? Nasıl hissediyorsun? Her gün yatmadan önce o gün neler olduğunu bir düşün. Sabah yataktan kalkmadan o gün neler yapmak istediğini düşün. Hayal et. (Aklına excel tabloları ve toplantıların geliyorsa ve yataktan kalkmak istemiyorsan eğer araya kendinle ilgili bir düşünce yerleştir.) > You don’t drown by falling in the water. You drown by staying there. Güne başlarken ilk verdiğimiz karar o yataktan kalkmaktır. O yüzden en az 30 saniye bir düşün kalkmadan. Bugün neler yapabilirsin? Image for post [https://miro.medium.com/max/60/0*oc_paNadwV2q0dF0?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/1920/0*oc_paNadwV2q0dF0]Değiştirmenin ilk yolu gözlem yapmaktır. Eğer yıkıcı bir düşünce paterni seni yakaladıysa hemen sebebine odaklan. Değiştirebiliyor musun bu sebebi? O zaman değiştir. Kontrolün dışında mı? O zaman çok da üzerine gitme. İnsanın en büyük düşmanı yine de kendisidir. Kendini azarlarken ya da suçlarken tonunu değiştir. Daha yapıcı olmaya çalış. Nasıl mı? “Bugün hiç bir şey yapmadım” diyorsan eğer, hiç birşey yapmaman imkansız. Geliştirmek istediğin yeteneğinle alakalı neler yaptığını farket. Ve güçlendir. 3. KENDINE VE DIĞER CANLILARA KARŞI NAZIK OL Image for post [https://miro.medium.com/max/60/0*MdeNTuwJIG0W0X73?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/480/0*MdeNTuwJIG0W0X73]Çoğu zaman yeteneksizliklerimizden dem vurup arkadaşlarımıza, etrafımızdaki insanlara dert yanarız. Bizim coğrafyada yaşayan o güzel insanlarımızın her biri psikolog olur o masada. Herkesin bir tavsiyesi vardır hani. Biz de sadece rahatlamak isteriz. Anlatıp rahatlamak. > When people talk, listen completely. Most people never listen. — Ernest Hemingway İyi de rahatlarsan eğer fazla rahatlarsan bir şeyi değiştirmezsin ki. Değiştirmene gerek kalmaz. Sen lütfen önce kendine sonra da çevrendekilere nazik ol. Merhamet ve sevgi çok güzel inan. Ve bunu gerçekten istersen görebilirsin. Dene lütfen. Dinle, anla, anlat, paylaş, yarat… Yaprağa dokun işe giderken, bir kediye mama bırak mesela, tanımadığın bir insana günaydın de…Bizler ne zaman bu kadar bencil, hırpani ve yabani olduk? 4. KENDINE MEYDAN OKU (CHALLENGE YOURSELF!) Image for post [https://miro.medium.com/max/60/0*RskmNnZYPfgweXnI?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/1024/0*RskmNnZYPfgweXnI]Merak etme bu dünyada güzel şeyler de oluyor. Ama sen kendi konfor alanında görmek istediklerini görüp, duymak istediklerini duydukça kendine meydan okuman pek de olası değil. Ama yeteneklerin seni o terleten, acı veren ve belki biraz da zorlayan o dönemecin hemen sonunda belki. Nereden biliyorsun? Bazen yanımızda bizi sürekli dürtecek birini isteriz. Ama ya yalnızken? Eğer sen kendi sınırlarına meydan okumuyorsan, ya da eski alışkanlıklarına, insanlar da seni böyle kanıksayacaklar artık. Başkalarına eğer yapmak istediklerini söylediğinde, hedefini paylaştığında onun yapma ihtimalin artıyor. Paylaştıkça biraz daha gaza geliyoruz anlayacağın. Sırf bunun için bir web sitesi kurmuştum hatırlarsan: www.yapdagorelim.com [http://www.yapdagorelim.com/] 5. BAŞKA ŞEYLER YAP Image for post [https://miro.medium.com/max/48/0*XgbB3_pwifzx29YU?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/520/0*XgbB3_pwifzx29YU]Yeteneğin için alışılmamış çıkış noktaları bul. İşinle yeteneğinin kesiştirecek alanları araştır. İş dışında yeteneğini kullan. Toplum için bir şeyler yap. Eğer hemen aklına seni tatmin eden bir cevap gelmiyorsa araştır lütfen. Her gün yaptığın şeylerin yanında başka şeyler de yap. Dene. Gözlemle. Yap! 6. HERŞEYIN SENIN KONTROLÜNDE OLDUĞUNU DÜŞÜNMEKTEN VAZGEÇ Image for post [https://miro.medium.com/max/60/0*2asZcRO0R0bHpTJC?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/664/0*2asZcRO0R0bHpTJC]Kontrol etme, hadi sadece 1 dakika kontrol etmeden düşünmeye çalış bakalım neler olacak? Kendine çok yüklenme lütfen. Bu hayatta bazı uygun olmayan kararlar vermiş olabilirsin. Yanlış seçimler yaptığını düşünebilirsin. Kendine kızıp acıyarak bunların üstesinden gelemezsin. Kendini kurban gibi hissetmekten sıkılmadın mı hala? Image for post [https://miro.medium.com/max/60/0*_DoiuFwKai2Q64Rc?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/698/0*_DoiuFwKai2Q64Rc]Esnedin mi? Umarım başımıza daha kötü bir şeyler gelmez ama gelebiliyor ve bu senin kontrolünde değil çoğu zaman. O yüzden kontrol edebileceklerine odaklan. Tüm hepsine değil. Çağımızın hastalığı “control freak” lik. Çok insandan duyuyorum. Ama bunun ortaya çıkışında korku ve acının yattığını, artık acı çekmek istemediğimizi bilemiyoruz çoğu zaman. Bilinçaltımızda neler olduğunu da… O yüzden düşüncelerine biraz ara vererek sevdiğin şeyleri yapmaya başla. En azından dene lütfen. Mesela belki başka bir şeyler istiyorsun kim bilir. Image for post [https://miro.medium.com/max/60/0*VZQU3LmdF1R_Qcgu?q=20]Image for post [https://miro.medium.com/max/800/0*VZQU3LmdF1R_Qcgu]Çok güzel yorum ve mailler alıyorum, sesinizi duyurduğunuz için çok teşekkürler! İnanın motive ediyor, o yüzden neyi merak ediyorsanız lütfen siz de bana yazın, ben de araştırıp kendi fikirlerimle sentez yaparak sizlere ulaştırmaya çalışayım:) Birlikte o kadar da az değiliz aslında… > Don’t educate your children to be rich. Educate them to be happy, so they know the value of things, not price. Var olduğunuz için, sorguladığınız için, kendiniz olduğunuz için çok teşekkür ederim! > I have no special talents. I am only passionately curious. — Albert Einstein İnanın yaptığınız yorumlarla ve o minik “like” tuşuna bastığınızda desteğinizi hissediyorum ve belki hiç tanımadıklarımıza ulaşıyor mesajlarımız. Çok teşekkür ediyorum paylaştığınız için. Görüşmek dileğiyle, Sevgilerimle, Gizem www.gizemsahan.com [http://www.gizemsahan.com/#!blank/eps2o]

3. Sept. 2020 - 23 min
Episode (TR) Motivasyonum Sıfır! Diyenler İçin Nasıl Motive Oluruz? Motivasyon Gerçekten de Nedir? Cover

(TR) Motivasyonum Sıfır! Diyenler İçin Nasıl Motive Oluruz? Motivasyon Gerçekten de Nedir?

Motivasyon nedir? Genel ve sıkıcı anlamda motivasyon, bir kişinin belli proje, hedef ya da sonuç karşısında ilgili ve iş üstünde kalabilmesi için gereken enerjidir. Aslında bizi harekete geçiren şey, tepkiden ziyade daha uzun vadeli güdü.İlk motivasyon teorilerinden biri Sigmund Freud’a aittir. (evet yanlış duymadınız bildiğiniz Freud) Der ki; hedonik prensip ya da zevk prensibine göre, canlılar zevk veren şeyleri arayıp peşinden gider; acı ve rahatsızlık veren şeylerden de kaçınır. Hayvanlarla yapılan deneylerde bu işlemsel şartlandırma işe yarar. Bir güvercin, düğme ve yemek içeren deneyleri biliyorsunuzdur. Belli tipteki ödül, bu ödülle ilişkili spesifik davranışı çoğaltır ya da azaltır. Odasını temizleyen çocuğa oyuncak ya da başka bir ödül verirseniz, yeniden yapmak isteyebilir. Sıkıcı bir görev sonunda verilen ödülle bir insanı motive ettiğinizi sanabilirsiniz…. Ama tabii ki o güzel beynimiz bu kadar basit değil. Terfi almak için yöneticilerine katlananlar, bir şeyler öğrenebilmek için o sıkıcı kitapları okumak için sabır gösterenler, gitar çalarken elleri kanayanlar ama vazgeçmeyenler. Bunların hiçbiri o andaki hazzı içermez. Freud’a göre kaçınılması gereken şeylerdir. Ama gerçek hayat pek de öyle değil, değil mi? Spor salonuna gidiyor musunuz? (ben gitmiyorum ama gidenleri gözlemleyebiliyorum:) Yoğun bir fiziksel aktivite var ve çok da çaba gerektiriyor. Anlık fiziksel zevkin ötesinde bir şey, acı var, çaba var ve zor. Tamam spor sonrasında beyin bu acıları bastırmak için endorfin salgılıyor fakat yine de Freudyen bir haz yok ortada ve insanlar bunu yine de yapıyor. Mesela bu anlık hazzı ihtiyaçlar ile değiştirebilirsiniz. 1943 yılında biri daha böyle düşündü. Kim mi? Abraham Moslow. Kendisini “ihtiyaçlar hiyerarşisi”nden bilirsiniz. Hani her yerde karşımıza çıkan, sunumlarda kullanılan o piramit. Tüm insanların yaşamak için belli şeylere ihtiyaç duyduğunu ve bunları elde etmek için motive olduklarını ileri sürdü. [https://media-exp1.licdn.com/dms/image/C4E12AQFIW2jbII154w/article-inline_image-shrink_1000_1488/0?e=1603324800&v=beta&t=xTGu-PXteLVHxhFWiLgG2Mt4ulm8Wc9Y4nMgqCG0itI]Gizem, gayet güzel işte neyine karşısın dersen eğer, çok basitçe cevap veremem ama ben bu kadar kolay ve basamaklı olduğunu düşünmüyorum hayatın. Bir basamağı atlayıp diğerine geçerek daha mutlu olacağımıza da. Çünkü buna aykırı davranan bir çok kişi görüyoruz. En alt seviyede yemek, içecek, hava gibi biyolojik gereksinimler var. Sonra güvenlikgeliyor; barınma, kişisel güvenlik, mali güvenlik gibi fiziksel zarar görmemizi engelleyen şeyler. Sonra aidiyet. İnsanlar sosyal canlılardır ve başkalarının onayına, desteğine, ilgisine yani en azından etkileşime ihtiyaç duyarlar. Daha sonra “saygınlık” gelir. Buradaki anlamı sadece tanınma ya da beğenilme değil, başkaları tarafından bize duyulan ve kendimize karşı duyduğumuz saygıdır. Ve geldik piramidin en tepesine…"Kendini gerçekleştirme”… Yani kişinin kendi potansiyeline erişmek için duyduğu arzu, motivasyon. Bence kağıt üzerinde çok güzel duruyor ama son zamanlarda yaşadığımız olaylara baksanıza, hayatındaki anlamı arayan, bu piramide göre en üstteki bir insan patlayan bir bombayla hoppp piramidin en altına inebiliyor. Daha oradaki ihtiyaçları karşılanamazken, piramidin en üstünde olması onu motive etmiyor, hayır. Çünkü ne demiştik, beynimiz bu kadar düzenli ve organize değil. Bu konuda yapılan araştırmalar başka bir yaklaşımı öneriyor: İçsel motivasyon vs Dışsal Motivasyon. Evet, iş ilanlarında gördüğünüz “İçsel motivasyonu yüksek kişiler arıyoruz” maddesini açıklıyorum. Hazır mısınız? Dışsal motivasyonlar başkaları tarafından elde edilir. Zevk almazsınız, sıkıcıdır, ödüllendirilirsiniz (maddi ya da manevi) ve yaparsınız. İçsel motivasyonlar ise kendi kararlarımız ve arzularımız nedeniyle bir şeylere doğru güdülendiğimizde hissedilir. 1988 yılında Deci ve Ryan öz belirleme teorisini oluşturdular. Bu teori dışsal etkinin yokluğunda insanları ne motive ederi açıklıyordu, yani tamamen içseldi. İnsanların; Otonomi (kontrolü), Yeterlilik (iyi olma), İlintililik (yaptıkları şeyler için tanınma) kavramlarını başarmak için motive olduğunu öne sürüyordu. Hiç mikro yöneticilerle çalıştınız mı? (micromanagement: çalışanları çok yakından gözlemleyip kontrol eden, müdahale eden, ayrıntılara aşırı önem veren, kendisine sürekli danışılmasını isteyen yönetici) Hani omzunuzun üzerinden eğilip de size en basit işleri bile nasıl yapmanız gerektiğini ayrıntılarıyla söyleyen biri…Tüm kontrolü elinizden alıp da yetersizmişsiniz gibi özgüveninizi yavaş yavaş azaltır hani. Tüm raporun bütünlüğüne değil de harflere ya da kelimelere takılır? Evet işte tam da onlardan bahsediyorum. Böyle kişilerle çalışmak kendi özbenliğimizi, özgüvenimizi ve özsaygımızı saptırıyor olabilir. Buna dikkat etmekte fayda var. Bir diğer çalışma gösteriyor ki yaratıcı bir işin zevkli ve tatmin edici olduğuna kendi kendilerine karar verenler, ödül alanlardan daha fazla motivasyon hissediyor. Anahtar kelime: karar vermek Bu araştırma bize ne mi söylüyor? İnsanları görev karşılığında ödüllendirmek, onların motivasyonunu azaltabilir, fakat onlara daha fazla kontrol ya da otorite verirseniz bu motivasyonu arttırır. Ooo o zaman CEO lar hiç motive değil:) İş dünyası bu fikri çok sevmiş zamanında zaten çalışanlara para değil de otonomi ve sorumluluk vererek onları motive edebiliriz demişler, bu yüzden bu kadar fazla sayıda title var, kademe var. Fakat tabii ki bu kadar da basit değil. Bu kadar basit olsa hepimiz motive motive gezerdik değil mi? Bir başka bakış açısı da şöyle: Özbenlik Çelişki Teorisi Beynimizde çeşitli “ben” ler vardır. “İdeal” ben: Hedeflerimden, eğilimlerimden ve önceliklerimden türeyen, olmak istediğim kişi. “Gerekli” ben: İdeal beni gerçekleştirebilmek, başarabilmek için nasıl davranmam gerektiğini söyleyen kişi. Her iki “ben” de motivasyon sağlar. İdeal ben, olumlu motivasyon sağlar ve beni ideallerime yaklaşmam için cesaretlendirir. Gerekli ben ise, ideallerimden uzaklaştıracak şeyleri yapmamı engeller, daha olumsuz ve kaçınmacı motivasyon sağlar. Pizza yerine salata ye der, hadi spora git der, kalk koş der, uyan der, çalış der, o kitap bitecek der. Fakat tüm bunlar ışığında eğer kontrol bizde değilse, olaylar hakkında kontrolümüzü yeterince hissedemiyorsak motive olamayabiliriz. Edilgen bir kurban gibi hissetmek zararlı olabilir, beyni öğrenilmiş çaresizliğe doğru itebilir. İnsanlar koşullarını değiştirebileceklerini düşünmezlerse, deneyecek motivasyona da sahip olmazlar. Herhangi bir şeyi yapma girişiminde bulunmazlar ve bu eylemsizlikleri nedeniyle de işler daha da kötüye gider. Bu durum iyimserliklerini ve motivasyonlarını daha da azaltır. Alın size kısır döngü! Bu döngü yetersizlik, değersizlik, karamsarlık ve sıfır motivasyonla sonuçlanır. Motivasyonun beyinde tam olarak nereden kaynaklandığı hala net değil. Beyin tamamlanmamış şeyleri sevmez, Zeigarnik Etkisiyle açıklamaya çalışmıştım bu yazımda [http://www.linkedin.com/pulse/neden-yar%C4%B1m-kalan-%C5%9Feyleri-daha-%C3%A7ok-hat%C4%B1rlar%C4%B1z-gizem-%C5%9Fahan]. Motive olmak için öncelikle neleri yarım bıraktığımıza bakmamız gerekir. Yarım kalan şeyler tamamlandıkça ve biz en azından ufak da olsa başarılı hissettikçe daha büyük adımları da planlamak için motive olabiliriz. Beni sorarsanız sürekli değiştiriyorum kendi yöntemlerimi. Ailemle ve yeğenlerimle daha fazla vakit geçirerek, bazen tek başıma doğaya giderek, sevdiğim TED konuşmalarını izleyerek, dizi ya da film araları vererek, keyifli müzikler dinleyerek, okuyarak, yeni insanlarla konuşarak, yardım ederek, paylaşarak motivasyonumu korumaya çalışıyorum. Üreterek, yaratarak, çalışarak. Peki siz nasılsınız, neler yapıyorsunuz motive edebilmek için kendinizi? Paylaşırsak belki de yeni şeyler öğrenebiliriz birbirimizden. Paylaştığınız ve değer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle, Gizem

17. Aug. 2020 - 18 min
Episode (TR) İnsan Kendini Neden Kandırır? : Cognitive Dissonance Cover

(TR) İnsan Kendini Neden Kandırır? : Cognitive Dissonance

www.futureofworkcoach.com [https://media-exp1.licdn.com/dms/image/C4E12AQH1ooCzOW3trw/article-inline_image-shrink_1000_1488/0?e=1602720000&v=beta&t=lB7jsjbSJmKtNuWoUwMTaIkYa-Iw8n0FPbS_F6b4hro]Çözümsüz kaldığımızda, olayları kontrol edemediğimizde kendi kendimizi avutmaktan, kandırmaktan başka çaremiz yok mu? Var. Aslına bakarsak çoğumuz kendimize yalanlar söyleyerek, kendimizi kandırarak hayata devam ediyoruz. Etmek de zorundayız. Ama bazen neden bunları yaptığınızı düşünüyorsanız, doğru yerdesiniz. Sorunları unutmak istiyoruz çünkü. Unutup devam etmek. Çok sevdiğim bir söz var diyor ki: > "Not the power to remember, but its very opposite, the power to forget, is a necessary condition for our existence." Temel inançlarımız, değerlerimiz ve ideallerimizle çelişen durumlarla karşılaşırlarsak, rahatsızlık ve zihinsel stres yaşarız. Tutumlarımız ve davranışlarımız arasında fark varsa, bundan rahatsızlık duyarız. Mutsuz oluruz ve bu mutsuzluğu gidermek üzere hareket ederiz. Yani, kendi kendimizi kandırırız ve bu bizi rahatlatır. Bilimsel olarak buna Cognitive Dissonance yani Bilişsel Çelişki deniyor. 1957 yılında Leo Festinger tarafından bilişsel psikoloji ile sosyal psikolojinin geliştirdiği bir teorem. Bu teoreme göre, insanların çelişen davranışları ve tutumları varsa bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için gerekçeye ihtiyaçları da vardır. Dışsal gerekçenin yokluğundan, kişi içsel gerekçe yaratır. Aslında dolara yatırım yapmış birinin doların yükselmesi ve ülkenin durumu arasında yaşadıkları da bir nevi cognitive dissonance. Yöneticisinin iyi bir insan fakat kötü bir yönetici olduğunu bilen kişi de bunu yaşıyor. Ya da hem burada yaşamaktan korkup yurtdışına çıkmak isteyen ama aynı zamanda burada kalmak zorunda olanlar da aynı şeyi yaşıyor. Oysa ki o güzel beynimiz denge ister. Davranışlarımız ve tutumlarımızın uyumlu olmasını ister. Eğer bir tutarsızlık varsa, onu sağlayan etmenleri yok etmek için, daha mutlu olmak için kendi kendimizi kandırırız ve bu bizi rahatlatır. Yani kendi zihnimizi manipüle ederiz. Kendimize bahaneler yaratarak yalanlar söyleriz. Çünkü beynimiz çelişkileri bertaraf etmek ister. www.futureofworkcoach.com [https://media-exp1.licdn.com/dms/image/C4E12AQGDdhXFaTepGQ/article-inline_image-shrink_1000_1488/0?e=1602720000&v=beta&t=r_LPbr_PRiVu2UH_YtYIT7Yo33Oo-bpaPcLsLQhP9Sk]Bazen kendinize şunu soruyor olabilirsiniz: Ben böyle hissetmeme rağmen neden tam aksini söyledim? Neden öyle davrandım? Neden öyle dedim? Neden saçmalıyorum? Festinger ve Carlsmith’in Stanford Üniversitesinde öğrencilerle 1959 yılında yaptığı sosyal psikoloji deneyi şöyle: Deneyde katılımcılara beklentilerin bir deneyimi nasıl etkilediğini ölçmeye yönelik olduğu söyleniyor. Fakat, deneğe o kadar sıkıcı bir aktivite veriliyor ki (duvardaki yüzlerce vidayı tek tek vidalamak, tahta bloklardaki çivileri sökmek, kutunun yanındaki makarayı çevirmek) gibi. Açıkcası bu durumla uğraşmak yerine hiç bir şey yapmayıp etrafınıza baksanız belki daha ilgi çekici gelebilir. Deney bir saat kadar sürüyor ve deney bitiminde ekipten biri gelerek katılımcıya teşekkür ediyor ve bir çok kişinin bu deneyimi "çok enteresan" bulduğunu söylüyor. Tabi katılımcı buna inanamıyor çünkü hayatında gördüğü en sıkıcı şeyi, geçen 1 saat içinde fazlasıyla deneyimlemiştir. Katılımcımız deneyin bittiğini sanar oysa ki deney daha yeni başlamıştır. Derken deney ekibinden bir kişi katılımcıya tekrar yaklaşıyor ve biraz mahçup şekilde ona yardımcı olacak asistanın o gün gelmediğini, mümkünse diğer deneği içeri almasını ve deney öncesi performansını ölçebilmek için deneydeki aktivitenin "çok enteresan" olduğunu söylemesini istiyor. Hatta ileride bu tip deney işlerinde beraber çalışabileceklerini söylüyor. Bunun için de deneklerin bazılarına $1, bazılarına da $20 veriliyor. (Bakmayın o zamana göre öğrenci için $1 bile kıymetli) Katılımcı, bir sonraki deneğe "Çok keyifli, çok eğlenceli bir deneydi" diye bir yalan söyler ve onu çağırır. Ve kapıdan çıkarken de ona deneyden ne kadar zevk aldığına dair gerçekten bir anket yaparlar. Sonuç nedir sizce? Hangisi daha çok zevk aldığını söylemiştir? $1 alan mı daha yüksek puanlamıştır yoksa $20 alan mı? Daha yüksek para alan diye tahmin ettiyseniz maalesef yanlış cevap. www.futureofworkcoach.com [https://media-exp1.licdn.com/dms/image/C4E12AQG8J4MT3z8uCA/article-inline_image-shrink_1000_1488/0?e=1602720000&v=beta&t=8wY0LTOGuv1Ge_5BU8nxYJjfimXrkwGNKoWhlKQbw-Q]Eğer $1 alan denekseniz, önce deneyin çok sıkıcı olduğunu düşündünüz, daha sonra deneyin ilginç olduğunu söylemeniz için size para teklif edildi. Fakat siz her gün çok rahatlıkla yalan söyleyebilen birisi değilsiniz. Bu durumda dürüst bir insan olarak tanımladığınız benliğinizle, bir sonraki katılımcıya yalan söyleme davranışınız arasındaki gerilimi nasıl çözebilirsiniz? Burada para önemli bir etken oluyor. Para alıyorsunuz ama o kadar da çok değil. Bu durumun içinden, deneyin gerçekte ilginç olduğu kanısına vararak çıkıyorsunuz. Oysa $20 alan denek böyle bir mekanizmaya ihtiyaç duymuyor. Deney sıkıcıydı ve hala da sıkıcı. Aklınız karıştı mı? Akıl bu karışır. Bu deneyleri anlamak, derindeki dürtülerimizin, bilinçaltımızın karanlık yönlerini aydınlatmak için mükemmel araçlar. www.futureofworkcoach.com [https://media-exp1.licdn.com/dms/image/C4E12AQG40KTm_g_SIw/article-inline_image-shrink_1000_1488/0?e=1602720000&v=beta&t=MCADILNkB6OL5xEYl9p0KqohsBYMgIR49klzeIQyhV0]İlişkilerimizde de yapıyoruz bunu. Fazla emek verdiğimiz ya da elde etmek icin acılar çektigimiz, beraber olmak icin çok uğraştığımız kişiyi idealleştirerek negatif özelliklerini görmüyoruz. Örneğin, bir kadın aşık olduğu adamı uzaktan tanıyor, çok da yakından tanımıyor. Kadına göre adam mükemmel. Tam aradığı gibi özelliklere sahip. Gerçekten de uzaktan bakıldığında insanların ilgiyle bahsettiği, iyi bir kişi. Ancak sonradan bu adamın, aslında yalancı, aldatan ve sahtekar biri olduğunu öğreniyor. Bu durum, kadının algısında yıkıcı bir sonuç doğurur. Normal şartlarda “yalancı ve aldatan” bir kişi “kötü” kabul edilir. Öyle değil mi? Mantıken öyle. Zaten bu duyulduğu an, başkaları da o adamı kötü olarak bilecektir. Fakat işin ilginç tarafı burada başlıyor. Kadın, yalancı ve aldatan biriyle birlikte olmak ve onu hala seviyor olmak arasında bir bilişsel çelişkiye düşüyor. Adama olan tutkusu bir şekilde devam etmekte, fakat adamın davranışları da onu çelişkiye düşürmektedir. “Böyle bir adamı nasıl sevebildim?” der. "Ben nasıl böyle bir şeye katlanabilirim?" Peki kadın ne yapar? Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için onunla ilişkiyi kesmek yerine adamın eskisinden daha iyi olduğunu düşünür. (!) Adama olan tutkusu ve inancı, onun kötü yönlerini sansürler. Farkında olmadan yapar bunu çünkü ne demiştik, beyin denge ister. Yanlış anlamayın lütfen, burada sorun kadının neden hala aşık olduğu değil, adamı neden “iyi” olarak gördüğüdür. Bunu sorgulamak gerekli. Zaten Festinger de buna odaklanmış. Kötü bir kişi hala sevilebilir ancak kötü olduğu bilinen bir kişi, hala iyi kabul edilebilir mi? Eminim sizin başınıza da gelmiştir, ya da tanıdığınız, zeki olduğunu düşündüğünüz kişilerin bu tip duruma düşmesini anlayamazsınız. Ama artık anlıyorsunuz:) > "Birçok insan düşündüğünü sanır, aslında yaptıkları sadece ön yargılarını yeniden düzenlemektir." William James Bu durumla herkesin başa çıkma metodu farklı. Bazılarımız ne kadar güç olsa da davranış değişikliğine gider. Terapiye gider, destek alır, danışmanlık alır, kendi değiştirir, okur, anlar ve aksiyon alır. Bazı insanlar da kendilerini ikna etmek için de etrafında onlara sürekli evet diyen insanları tutar. Ve kendini kandırmaya devam eder. Bazen melankolik şarkılarda yaşıyor gibiyizdir. Artık melankolik şarkılar dinlemeyeceğim deriz, oysa ki aslında melankolik şarkılar bizi üzmez, derinlerde bir yerde anlaşıldığımızı hissederek tuhaf bir haz alırız. Umarım bu yazım da biraz öyle bir etki bırakmıştır. Fuzuli'nin söylediği gibi. Konuşsam tesiri yok, sussam gönül razı değil. > "Bilim, bilgi ve cehaletin sınırında ilerler. Biz bilmediklerimizi itiraf etmekten korkmuyoruz; bunda utanılacak bir şey yok. Utanılacak tek şey, tüm cevapları biliyormuş gibi davranmamızdır." Andy Weir Hadi birlikte, beynimizi yalanlarla yıkayan kişilere inat, doğru, sağlıklı, bilimsel araştırmalarla, videolarla, kitaplarla, insanlarla dolduralım mı hayatımızı? “Never give up hope, no matter how dark things seem.” – The Clone Wars Yapabiliriz, ne kadar zor olsa da, en azından deneyelim mi? Sevgilerimle, Gizem

9. Aug. 2020 - 12 min
Episode (TR) Zeki Olmak Lanet Mi? Cover

(TR) Zeki Olmak Lanet Mi?

Geçenlerde internette bir makaleye rastladım ve beni oldukça etkiledi. Hemen anne ve babamla paylaştım, tanıdığım anne babalarla ve bu durumdan müzdarip insanlarla da. Şimdi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Makale şöyle: *** Thomas, oldukça ünlü ve rekabetçi bir okulda okuyan bir beşinci sınıf öğrencisi. Yakın bir zaman önce uzun sarı saçlarını, James Bond’u canlandıran Daniel Craig’e benzetmek için kısa kestirdi. Berbere giderken yanında Craig’in fotoğrafı da vardı. Thomas, Bond’dan farklı olarak bir kargo pantolon ve kahramanlarından biri olan Frank Zappa tişörtünden oluşan “üniformasını” giymeyi seviyor. Okuldan tanıdığı beş arkadaşıyla takılıyor. Hepsi “zeki çocuklar”. Thomas da onlardan biri ve bir gruba ait olmayı seviyor. Thomas’a yürümeyi öğrendiğinden beri sürekli çok zeki olduğu söylendi. Üstelik sadece anne babası tarafından değil, bu “büyümüş de küçülmüş” çocukla ilişki kuran herkes tarafından söylendi. Anaokuluna başvurduğunda, zekası da istatistiksel olarak onaylanmış oldu. Başvurduğu okul tüm başvuranlar arasında yüzde bire girenler için “rezerve edilmişti” ve çocuklardan bir IQ testi isteniyordu. Thomas sadece yüzde bire girmekle kalmadı. Yüzde birin de yüzde birine girdi. Ancak Thomas okulda sınıf atladıkça zeki olduğuna dair sahip olduğu bu farkındalık, ödevlerini yaparken korkusuz bir özgüvene dönüşmedi. İşin aslı, Thomas’ın babası tam tersi olduğunu fark etti. “Thomas başarılı olmayacağı şeyleri denemek istemedi”, diyor babası. “Bazı şeyler çok basit geliyordu ona. Ama basit gelmediğinde neredeyse anında yapmaktan vazgeçti. ‘Ben bu konuda iyi değilim’ diye kestirip atıyordu.” Kaşla göz arasında Thomas dünyayı ikiye ayırıyordu: Doğuştan iyi olduğu şeyler ve iyi olmadığı şeyler. Örneğin, ilkokulun ilk yıllarında Thomas heceleme konusunda pek iyi değildi. Bu yüzden sesli hecelemeyi reddediyordu. Kesirlerle ilk kez karşılaştığı andan itibaren onlardan da kaçmaya başladı. En büyük problem ise üçüncü sınıfta yaşandı. El yazısıyla yazmayı öğrenmesi gerekiyordu, ama haftalar boyunca yazmayı denemedi bile. Sonunda öğretmenin, ödevin el yazısıyla teslim edilmesini istediği tarih geldi. Thomas daha fazla kaçamadı ve sonunda ödevi yapmayı düpedüz reddetti. Thomas’ın babası onunla bunun nedenlerini konuşmayı denedi: “Dinle, zeki olman demek, çaba göstermek zorunda değilsin, demek değildir.” (Thomas sonunda el yazısını öğrendi. Ama bunu, babasının ikna edici sözleri olmadan başaramadı.) Peki neden bu çocuk ölçülebilir bir şekilde listenin en tepelerinde olmasına rağmen rutin okul zorlukları ile baş etme becerisi konusunda kendine güven eksikliği yaşıyor? Thomas yalnız değil. Uzun yıllardır, tüm üstün zekalı öğrencilerin (yetenek testlerinde yüzde 10′a girenlerin) büyük bir yüzdesinin, kendi yeteneklerini ciddi bir biçimde küçümsediklerikaydediliyor. Böylece başarı için daha düşük standartları benimsiyor ve var olan potansiyellerinden çok daha azını kendilerinden bekliyorlar. Çabanın önemini küçümsüyorlar ve bir ebeveynin ne derece yardımına ihtiyaç duyduklarını ise aşırı büyütüyorlar. Anne babalar ise çocuklarının zekasını övdüklerinde bu probleme çözüm getirdiklerini düşünüyorlar. Kolombiya Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir ankete göre Amerikalı ailelerin yüzde 85′i çocuklarına kendilerinin zeki olduğunu söylemenin önemli olduğunu düşünüyor. Sonuçta herkes bunu alışkanlıktan yapıyor. Ama kayda değer sayıda araştırma, aslında bunun tam tersi bir durum olabileceğini şiddetle öne sürüyor. Çocuklara “zeki” etiketini yapıştırmak, onların kapasitelerinin altında performans göstermelerini engellemez. Aksine buna sebep oluyor olabilir. Geçtiğimiz 10 yılda psikolog Carol Dweck ve Kolombiya Üniversitesi’ndeki ekibi, New York’taki bir düzine okuldaki öğrenci üzerinde övgünün etkisini araştırdı. 400 tane 5. sınıf öğrencisi ile yaptığı çalışmadan elde ettiği ufuk açıcı sonuçlar ise resmi çok net ortaya koyuyor. Dweck, dört araştırma asistanını New York’taki beşinci sınıflara gönderdi. Araştırmacılar, bir yapboz serisinden oluşan (bütün çocukların kolayca yapabileceği türden) sözel olmayan IQ testi için, her seferinde tek bir çocuğu sınıftan dışarı aldılar. Çocuk testi bitirince, araştırmacılar her bir çocuğa aldığı sonucu söyledi ve sonra ona bir cümlelik bir övgüde bulundu. Gelişi güzel bir şekilde iki gruba ayrılmış olan çocukların bazıları zekaları hakkında övgü aldılar. Onlara şöyle dendi: “Bu konuda çok zeki olmalısın.” Diğer gruptaki öğrenciler ise çabaları için övgü aldılar: “Gerçekten çok çalışmış olmalısın.” İkinci turda çocuklara seçenekler sunuldu. Seçeneklerden biri, birinciden daha zor olacak bir testti. Diğer bir seçenek ise ilki gibi basit bir testti. Çabaları için övgü alanların yüzde 90′ı daha zorolan yapboz testini seçtiler. Zekasına övgü alan çocukların büyük bir çoğunluğu isebasittesti seçti. Yani zeki çocuk “yan çizdi”. Bu neden böyle oldu? Çocukları zekaları için övdüğümüzde, onlara oyunun adının bu olduğunu söyleriz: ‘Zeki görün, hata yaparak riske girme.’ 5. sınıf öğrencileri de bunu yaptı. Zeki görünmeyi seçtiler ve mahcup olma riskini önlediler. Bir sonraki turda, hiçbir öğrencinin seçeneği olmadı. Test zordu. Onların sınıfının iki sınıf üstü için tasarlanmıştı. Tahmin edildiği üzere herkes başarısız oldu. Ancak yine, çalışmanın en başında ayrılan iki grup farklı tepkiler verdi. İlk testte çabaları için övgü alan gruptakiler, bu seferki teste yeterince odaklanamadıklarını düşündüler. “Kendilerini teste verdiler, yapbozu çözmek için her çözümü denemeye istekli görünüyorlardı. Çoğu ilginç bir şekilde Bu benim favori testim oldu yorumunda bulundu.” diye anlatıyor Dweck. Ama zekası için övgü alanlar için durum hiç de böyle değildi. Başarısızlıklarının, yeterince zeki olmamalarının bir kanıtı olduğuna kanaat getirdiler. “Onları izleyerek bile yaşadıkları gerginliği görebiliyordunuz. Terliyorlardı ve perişan durumdaydılar.” Yapay olarak bir başarısızlık turu hissi yaratan araştırmacılar, tüm 5. sınıf öğrencilerine ilk turdaki kadar basit bir şekilde tasarlanmış son bir test yaptılar. Çabaları için övgü alanlar belirgin bir şekilde (% 30 oranında) daha iyi sonuçlar elde ettiler. Zeki oldukları için övgü alanlar ise ilk başta yaptıklarından daha kötü sonuçlar (%20 oranında) aldılar. Dweck araştırmanın başında övgünün aslında ters tepen bir şey olduğundan şüphe duyuyordu. Ancak şüphelendiği etkinin büyüklüğünden kendisi bile şaşkındı. “Çabaya vurgu yapmak, bir çocuğa kontrol edebileceği bir değişken sunuyor” diye açıklıyor Dweck. “Kendi başarılarının kontrolünün kendi ellerinde olduğunu düşünüyorlar. Oysa doğal zekaya vurgu yapmak kontrolü çocuğun elinden alıyor. Ve bir başarısızlığa tepki verme konusunda hiç de iyi bir yol sunmuyor.” Araştırmayı takip eden görüşmelerde Dweck, doğuştan gelen zekanın başarının anahtarı olduğunu düşünenlerin, çabanın önemini hesaba katmadıklarını keşfetti. “Ben zekiyim” diyen çocukların mantığı şöyle işliyordu: “Çaba göstermeme gerek yok.” Deneylerine devam ettikçe Dweck, övgünün performans üzerindeki bu etkisinin tüm sosyo-ekonomik sınıflardan gelen çocuklar için aynı olduğunu buldu. Övgü hem kızları hem de erkekleri etkiliyordu. (Ancak en zeki kızlar, başarısızlık turunda en büyük hüsranı yaşayanlar oldu.) KAYNAK: Eğitimpedia

9. Aug. 2020 - 15 min
Episode (TR) Yeteneklerini Kesfet! Cover

(TR) Yeteneklerini Kesfet!

Yeteneklerini Keşfet! Yetenek deyince nedense keman çalmak, şarkı söylemek ya da resim yapmak geliyor insanın aklına. Oysa ki pek de öyle değil. Tabii ki sanatsal yetenekler ayrı ve çok özeniyorum onlara. Fakat bir insanı iyi dinleyebilmek, etkili konuşabilmek, yaratıcı düşünebilmek, problemleri hızlı çözebilmek de yetenek. Eğer hayatında bir şeyleri değiştirmek konusunda zorlanıyorsan, yalnız değilsin. Çünkü konfor alanımızın dışına çıkmak istediğimizde 3 soru bizi aşağıya doğru çekiyor (maalesef)… 1       Yapabilir miyim? (Buna yeteneğim var mı?) 2       Yaparsam beğenilir mi? (Takdir edilir mi? İnsanlar ne der?) 3       Yeterince kaynağım var mı? (Para, güvence…) İşte bu sorulara verdiğimiz yanıtlar o şeyi yapıp yapmamamıza sebep oluyor. Bir nevi Sabotajcımız yani. Ama aslında o kadar da kötü değil çünkü onun sayesinde bu yazıları okuyabiliyorsunuz ve hayattasınız. Sabotajcınız sizi korur. Bazal metabolizmada yaşatmaya çalışır acı çekmemeniz için ama korur. YETENEKLERİNİ KEŞFET, GELİŞTİR VE KULLAN! 1. Çocukluğuna Geri Dön: *Küçükken ne olmak istiyordun gerçekten? 2. Neleri Yaparken Zaman Kavramını Yitiriyorsun? (Hani bazen sevdiğimiz şeyleri yaparken zaman nasıl geçer anlamayız ya, işte tam da bu anları not etmenizi istiyorum.) * İşte ya da okulda sıkılırken neler yapmayı hayal ediyorsun? * Kısıtsız imkan ve kaynağın olsa neler yaparsın? * Dünyanın herhangi bir yerine gitme imkanın olsa nereye gidersin? * Eğer bugün işten ayrılsan, tüm gün neler yaparsın? 3. Başkalarına Sor Bazen kendi yeteneklerimizi görme konusunda zorlanırız. Arkadaşların, ailen, seni iyi tanıdığını düşündüğün kişilere sor bakalım sen neleri iyi yapıyormuşsun? 4. Yeni Şeyler Dene Eğer nelere yeteneğin olduğundan emin olamıyorsan dışarı çık ve yeni bir şeyler dene. Başka insanların yeteneklerini izle, gözlemle ve onlarla bu konularda konuşmaktan zevk al. Dinle. Düşünsene, en çok takdir ettiğin insanların hangi yetenekleri var belki bilmiyorsun, daha önce o gözle bakmadın çünkü. Seminerlere katıl, kongrelere git, sevdiğin insanların derslerine katılmayı teklif et. Mentorluk yap, mentorluk al. Sor. Onlar nasıl başarmış? 5. Alan Yarat Başka insanların fikirlerini sormak iyi güzel hoş da, bazen kendi kendine kalman gerekiyor. Kendi kendine sorgulaman ve kendini keşfetmen gerekiyor. Sakince, kendi halinde çünkü başkalarının düşünceleri ya da görüşleriyle hareket etmek uzun vadeli seni mutlu etmez. Onları eder. * En son ne zaman kendi kendine kalarak düşündün? * En yakın hangi tarihte kendi başına kalarak geleceğini ve şimdiyi analiz edebilirsin? 6. Neyi Sevdiğini Tanımlamak Yapmaktan hoşlandığınız şeyleri listeleyin lütfen, kendinizi hiç yargılamadan. Başkaları okur diye rahatsız olmadan, saçma olan şeyleri bile yazın lütfen. Bunlar tutkularımızı ortaya çıkarabilecek sorulardan bazıları. * Başkası senden istemese bile senin severek yaptığın şeyler nelerdir? * İnsanların sizi yapmaktan alıkoydukları, yeter artık yapma dedikleri şeyler nelerdir? (Benimkisi kitap okumaktı mesela) * Hangi şeyleri yaparken zaman kavramınızı yitiriyorsunuz? * Bedavaya bile olsa yapmaktan keyif aldığınız şeyler neler? 7. İlgini Çeken Şeyleri Bilmek Aslında neyi seversin sorusuyla benzer bir konu. Fakat ilgi alanların daha çok öğrenmeyi, araştırmayı, okumayı ya da izlemeyi sevdiğin şeylerdir. * Ne tarz şeyleri okumayı seversin? * Ne hakkında konuşmayı seversin? * Genelde gözüne takılan konular/başlıklar ne hakkında olur? 8. Önceki Başarılarını Tanımla Aklına gelen tüm başarılarını listele lütfen. Bu liste senin zaten kullanmakta olduğun ama farkına varmadığın bazı yeteneklerini ortaya çıkarabilir. Kısacası vay canına, bunda gayet iyi iş çıkarmışım aslında dediğin ne varsa hepsini yaz lütfen. Sonra bütün bu başarıların ortak noktasını bulabiliyor musun? * Okudayken en sevdiğin dersler nelerdi? * Ekibe dahil olduğun için mutlulukla çalıştığın projeler nelerdi? * En son kendini ne zaman mutlu ve başarılı hissettin? 9. (Kişilik Testlerini Pek Sevmesem de) Bazı Testleri Yapabilirsin Myers- Briggs, DİSC, 16personalities.com da bulabileceğin gibi bazı karakter analiz testleri kendini tanımanda yardımcı olabilir. 10. Zayıflıklarını Bil Herşeyde iyi olamayız. Biraz canını sıkabilir ama lütfen kendine şunları sor: * Neyi yaparken çok vakit harcıyorum? * Neleri yapmayı erteliyorum? * Neler beni garip hissettirir ya da rahatsız eder? 11. Birilerine Sor Dış gözlem bazen tahmin etmediğimiz yönlerimizi görmemizi sağlar. Arkadaşlar, aile, mentor ya da koç gibi…Sana garip gözlerle bakmadan bu işi profesyonel bir destekle tamamlayabilirsin, fakat yakınlarına şu soruları sorabilirsin mesela: * Sence ben neyde iyiyim? * Küçükken ne olmak istiyordum? Nelere ilgim vardı? Nasıl bir çocuktum? * Sence beni mutlu eden, beni iyi hissettiren enerjimi yükselten şeyler neler? 12. Yeteneğini Kullanmak a. Yeteneğin için alışılmamış çıkış noktaları neler olabilir? b. İşinle yeteneğinin kesiştirecek alanları araştırsan, bunlar neler olabilirdi? c. İş dışında yeteneğini nasıl kullanabilirsin? d. Toplum için bir şeyler yapmak istesen bu ne olurdu? Hadi şimdi sıra, yeteneklerine uygun çıkış noktalarını ve alternatiflerini belirlemekte! If you want to be a runner RUN, If you want to be a writer WRITE! İnanıyorum, YAPABİLİRSİN:) Sevgilerimle, Gizem www.futureofworkcoach.com

4. Aug. 2020 - 11 min
Super gut, sehr abwechslungsreich Podimo kann man nur weiterempfehlen
Super gut, sehr abwechslungsreich Podimo kann man nur weiterempfehlen
Ich liebe Podcasts, Hörbücher u. -spiele, Dokus usw. Hier habe ich genügend Auswahl. Macht 👍 weiter so

Wähle dein Abonnement

Am beliebtesten

Begrenztes Angebot

Premium

20 Stunden Hörbücher

  • Podcasts nur bei Podimo

  • Keine Werbung in Podimo Podcasts

  • Jederzeit kündbar

2 Monate für 1 €
Dann 4,99 € / Monat

Loslegen

Premium Plus

100 Stunden Hörbücher

  • Podcasts nur bei Podimo

  • Keine Werbung in Podimo Podcasts

  • Jederzeit kündbar

30 Tage kostenlos testen
Dann 13,99 € / monat

Kostenlos testen

Nur bei Podimo

Beliebte Hörbücher

Häufig gestellte Fragen

Weitere Fragen und Antworten
Loslegen

2 Monate für 1 €. Dann 4,99 € / Monat. Jederzeit kündbar.